10 Ağustos 2020
  • Yazar : Admin

6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER HAKKINDA

Değerli Müvekkillerimiz;
28 Temmuz 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlük kazanan 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“Değişiklik Kanunu”) ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’a (“Kanu”) birtakım yeni düzenlemeler getirilmiştir. Hukuk Muhakemesi sürecinde her yönüyle önemli sonuçlar doğuracak olan bu düzenlemeler şu şekilde sıralanabilir:
- Kanun’un 20’inci maddesinin birinci fıkrasına yapılan ekleme ile; mahkeme tarafından görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi ve kararın verildiği anda kesin olması halinde taraflardan birinin kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren dosyanın görevli veya yetkili mahkeme gönderilebilmesi için başvuruda bulunması gerekmektedir. Taraflardan birinin dosyanın görevli veya yetkili mahkeme gönderilmesine ilişkin başvuruda bulunmaması halinde ise dava açılmamış sayılacak ve görevsizlik/yetkisizlik kararı veren mahkeme bu konuda resen karar verebilecektir.
- Kanun’un 28’inci maddesinde yapılan değişiklik ile; duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına, genel ahlakın ve kamu güvenliğinin yanı sıra, yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde de ilgilinin talebi üzerine veya mahkemece resen karar verilebilecektir.
- Kanun’un 36’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine yapılan ekleme ile; hâkimin reddi sebepleri genişletilmiştir. Buna göre; hakimin ilgili uyuşmazlıkta daha önceden arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış olması da hâkimin reddi sebebi olarak sayılmak üzere hükme eklenmiştir.
- Kanun’un hâkimin reddi usulünü düzenleyen 38’inci maddesinin altıncı, yedinci ve dokuzuncu fıkraları söz konusu madde kapsamında yürürlükten kaldırılarak söz konusu altıncı ve yedinci fıkralarda yer alan hükümler aynı Kanun’un 42’inci maddesine eklenmek süretiyle yeniden yürürlük kazanmışlardır. Buna göre; “Ret sebebi sabit olmasa bile, merci bunu muhtemel görürse, ret talebini kabul edebilir.” ve “Ret sebepleri hakkında yemin teklif olunamaz.” Hükümleri sırasıyla, Kanun’un 42’inci maddesinin 2’nci ve 3’üncü fıkraları olarak Kanun’a tekrardan dahil edilmiştir.
- Kanun’un kesin süreleri düzenleyen 94’üncü maddesinin ikinci fıkrasının içeriği genişletilerek “Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez.” şeklinde değiştirilmiştir.
- Kanun’un 107’inci maddesinin ikinci fıkrasına kesin süre getirilmiş olup yeni madde hükmü uyarınca; belirsiz alacak davalarında, karşı tarafın verdiği bilgi ve tahkikat sonucu alacağın miktarının veya değerinin kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu halde, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek 2 haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilecektir. Ancak, davacının bu süre içerisinde talebini belirlememesi halinde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görüşülüp karara bağlanacaktır.
Ayrıca, aynı maddenin kısmi eda davasının açılabildiği hallerde tespit davasının da açılabileceğine ilişkin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
- Kanun’un 116’ıncı maddesinde düzenlenen davada yapılabilecek ilk itirazların konusu daraltılmış olup söz konusu maddenin (c) bendinde düzenlenen iş bölümü itirazı, davanın esasının incelenmesine engel olan ilk itirazlardan sayılmayarak yürürlükten kaldırılmıştır.
- Kanun’un harç ve gider avansı ödemesini düzenleyen 120’inci maddesine üçüncü fıkra eklenmiş olup söz konusu fıkra uyarınca taraflarca ikamesi talep edilen delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin olarak Kanun’un delil ikamesi için avansı düzenleyen 324’üncü maddesinde yer alan hükümler saklı tutulmuştur.
- Kanun’un 123’üncü maddesinin birinci fıkrasına yapılan ekleme uyarınca; hüküm kesinleşinceye kadar davacının, davalının açık rızası ile davasını geri alması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir.
- Kanun’un dava konusunun devrini düzenleyen 125’inci maddesinin ikinci fıkrasına yapılan ekleme uyarınca; davanın açılmasından sonra dava konusu davacı tarafından devredilir ve işbu dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olacaktır.
- Kanun’un 139’uncu maddesinin birinci fıkrasına yapılan ekleme ile çıkarılacak duruşma davetiyesinde ihtar edilecek hususlara “davetinin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirilecek belgelerin getirilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği” bendi eklenmiştir.
- Kanun’un 140’ıncı maddesinin ikinci fıkrasına yapılan “sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder” eklemesiyle, hakimin tarafları aydınlatma yükümlülüğüne değinilmiştir.
Ayrıca, aynı maddenin beşinci fıkrasında yapılan değişiklik ile; 139’uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.
- Kanun’un iddia ve savunmaların genişletilmesi veya değiştirilmesi hususunu düzenleyen 141’inci maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca, ön inceleme aşamasında iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesinin madde kapsamından çıkarılmıştır. Bu doğrultuda taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde serbestçe iddia ve savunmalarını genişletebilir/değiştirebilir ancak dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia ve savunmalarını genişletemeyecek veya değiştiremeyeceklerdir.
- Kanun’un tarafların duruşmaya daveti başlığını taşıyan 147’inci madde hükmüne yapılan eklemelere göre taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilecek ve taraflara gönderilecek davetiyede tahkikatın sona erdiği aşamada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 15’inci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği bildirilecektir.
Kanun’un 149’uncu maddesi tamamen değiştirilmiştir. Bu doğrultuda öncelikle madde başlığı başka yerde duruşmanın icrasını da kapsayacak şekilde genişletilmiş olup madde hükmü yeni haliyle aşağıdaki gibidir;
“(1) Mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilir.
(2) Mahkeme resen veya taraflardan birinin talebi üzerine; tanığın, bilirkişinin veya uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine karar verebilir.
(3) Mahkeme, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ilgililerin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine resen karar verebilir.
(4) Mahkeme, fiilî engel veya güvenlik sebebiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına, yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adalet komisyonunun uygun görüşünü alarak karar verebilir.
(5) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir.”
- Kanun’un ıslahın zamanı ve şeklini düzenleyen 177’inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere yeni bir fıkra eklenmiş olup diğer fıkra üçüncü sıraya alınmıştır. Yeni eklenen fıkraya göre; Yargıtay’ın bozma kararından ve bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilecektir. Ancak bu durum, bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumu ortadan kaldırmayacaktır.
- Değişiklik Kanunu ile, Kanun’da daha önceden bulunmayan konular hakkında da yeni açıklamalar getirilmiş olup Kanun’un “Tahkikat ve Tahkikat Sırasında Özel Durumlar” başlığı altına yedinci bölüm eklenmek suretiyle “Toplu Mahkemelerde Tahkikat”a ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
Toplu Mahkemelerde Tahkikat başlığı altında düzenlenen 183/A maddesi uyarınca;
(1) Dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra talep edilen delil tespiti, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma tedbirleri de dâhil olmak üzere toplu mahkemenin görevine giren dava ve işlerde tüm yargılama aşamaları heyet tarafından yerine getirilir ve karara bağlanır.
(2) Heyet, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, iş veya davanın özelliğine göre tahkikatın, tahkikat hâkimi olarak görevlendirilen bir üye tarafından yapılmasına karar verebilir.
(3) Tahkikatın heyetçe yürütüldüğü iş veya davalarda mahkeme başkanı, belirli bazı tahkikat işlemlerini yapmak üzere, üyelerden birini naip hâkim olarak görevlendirebilir.
(4) Mahkeme başkanı, mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlar ve bu yolda uygun göreceği önlemleri alır.
- Kanun’un sözlü yargılamayı düzenleyen 186’ıncı maddesinin birinci fıkrası “mahkemenin tahkikatın bittiğini tefhim etmesinin ardından aynı duruşmada sözlü yargılamaya geçeceği ancak böyle bir durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenecektir. Ayrıca, duruşmada taraflar hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyecektir.
Aynı maddenin “sözlü yargılamada mahkemenin taraflara son sözlerini soracağı ve hüküm vereceğini” düzenleyen ikinci fıkrasına ise “tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılmasına ilişkin 150’inci madde hükmünün saklı olacağı ibaresi eklenmiştir.
- Kanun’un imza atamayanların durumunu düzenleyen 206’ıncı maddesinde yapılan değişiklik ile; ilgili kişiler “okuma yazma bilmediği için imza atamayanlar” ve “okuma yazma bildiği halde imza atamayanlar” olarak ayrılmışlardır. İki grup hakkında farklı düzenlemeler öngörülmüş olup okuma yazma bilmediği için imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliği taşıyabilmesi noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına; okuma yazma bildiği halde imza atamayanlar için bu belgelerin senet niteliği taşıyabilmesi ise noterler tarafından onaylanmasına veya düzenlenmesine bağlı olacaktır.
- Kanun’un 215’inci maddesinin başlığı “belgelerin halefler aleyhine kullanılması ve adi senetlerin üçüncü kişiler için hüküm ifade etmesi” şeklinde değiştirilmiş olup bir adi senetin üçüncü kişiler hakkında hangi tarihten itibaren hüküm ifade edeceği madde metnine eklenen ikinci fıkra ile düzenlemiştir. Buna göre;
> Kendisine ibraz olunduğu noter veya yetkili memur tarafından usulüne uygun olarak onaylanmış ise ibraz tarihi,
> Resmi bir işleme konu olmuşsa işlem tarihi,
> İmza edenlerden biri ölmüşse ölüm tarihi,
> İmza edenlerden birinin imza etmesine fiilen imkân kalmamışsa bu imkanı ortadan kaldıran olayın meydana geldiği tarihi üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade edecektir.
Ayrıca, adi senette bahsedilen diğer senetlerin tarihleri ise ancak son senet tarihinin onaylanmış olduğunun kabul edildiği tarihte üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade edecektir.
Kanun’un ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasıyla ilgili 222’inci maddesinin üçüncü fıkrasına yeni eklemeler yapılmış olup söz konusu fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekecektir. Ayrıca, diğer tarafın, maddenin ikinci fıkrasında yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacaktır.
- Kanun’un bilirkişi raporuna itirazı düzenleyen 281’inci maddesinin birinci fıkrasına bilirkişi raporuna karşı itirazın, raporun tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi halinde, yine bu iki haftalık süre içerisinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilecektir.
- Kanun’un 290’uncu maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ile; keşfin yeri ve zamanına ek olarak artık keşfin kapsamının da mahkeme tarafından tespit edilecektir.
Ayrıca, aynı maddenin ikinci fıkrasına yapılan ekleme ile; keşif sırasında yapılan tüm işlem ve beyanları içeren tutanağa hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemlerinin de yazılacağı düzenlenmiştir.
- Kanun’un 305’inci maddesinden sonra gelmek üzere; “Hükmün Tamamlanması” başlığını taşıyan 305/A eklenmiş olup söz konusu hüküm uyarınca; taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda ek karar verilmesini isteyebilecek ve bu karara karşı kanun yoluna başvurabilecektir.
- Kanun’un “Tavzih Talebi ve Usulü” konusunu düzenleyen 306’ıncı maddesinin başlığı “Tavzih ve tamamlanma talebi ile usulü” olarak değiştirilmiş olup tamamlama talebi ile usulü hususunda tavzih konusunda geçerli olan hükümler geçerli olacaktır.
- Kanun’un feragat ve kabulün zamanını düzenleyen 310’uncu maddesine yapılan ikinci fıkra eklemesi ile; feragat veya kabul hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmeyecektir ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilecektir.
Ayrıca, aynı maddeye yapılan üçüncü fıkra eklemesi ile ise; feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderecektir.
Kanun’un sulh zamanını düzenleyen 314’üncü maddesine yapılan yeni fıkra eklemeleri ile; sulhun yapılış zamanı konusunda ikili bir ayrıma gidilmiştir. Getirilen yeni düzenlemeler uyarınca; sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmeyecektir ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilecek; ancak sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderecektir.
- Kanun’un 341’inci maddesi uyarınca düzenlenen istinaf yoluna başvurulabilen kararlara, nihai kararlar ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları yanı sıra karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları ve karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar da dâhil edilmiştir.
- Kanun’un duruşma yapılmadan verilecek kararların düzenlendiği 353’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi değiştirilmiştir. Buna göre; mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması durumunda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verecektir.
- Kanun’un 356’ıncı maddesinin başlığı “duruşma yapılması ve karar verilmesi” şeklinde yeniden düzenlenmiş olup aynı maddeye ikinci fıkra eklenmiştir. Eklenen fıkra uyarınca; duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi, istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verecektir.
- Kanun’un duruşmaya gelinmemesi ve giderlerin ödenmemesi hususunu düzenleyen 358’inci maddesinin birinci fıkrasına, yapılacak tahkikatla ilgili olarak bölge adliye mahkemesince belirlenen giderin yatırılması kesin süreye bağlanmıştır. Hükme göre mahkeme, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde giderin, avans olarak yatırılması gerektiğini taraflara çıkarılacak davetiyede açıkça belirtilecektir.
Aynı maddeye eklenen üçüncü fıkra ile ise; belirlenen giderin, verilen kesin süre içinde yatırılmış olması kaydıyla taraflar mazeretsiz olarak duruşmaya katılmadıkları takdirde tahkikat yokluklarında yapılarak karar verileceği, ancak belirlenen giderin süresi içinde yatırılmaması halinde dosyanın mevcut durumuna göre karar verileceği ve öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hâllerde başvurunun reddedileceği düzenlenmiştir.
- Kanun’un istinaf kararı ve tebliğini düzenleyen 359’uncu maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere yeni bir fıkra eklenmiş ve ayrıca dördüncü fıkrası (eski üçüncü fıkra) yeniden düzenlenmiştir. Eklenen ikinci fıkra uyarınca; bölge adliye mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilecektir.
Ayrıca üçüncü fıkrada yapılan değişiklik ile; temyizi kabil olmayan kararlar, ilk derece mahkemesi tarafından; temyizi kabil olan kararlar ise bölge adliye mahkemesi tarafından resen tebliğe çıkarılacaktır.
- Kanun’un 362’inci maddesi ile düzenlenen temyiz edilemeyen kararlara ilişkin olarak (b) bendine getirilen yeni düzenleme uyarınca; kira ilişkisinden doğan ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak davalarının yanı sıra kira ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde olanlar da hariç olmak tutulmuştur.
Aynı maddenin (c) bendi ise değiştirilmiş olup yeni hüküm uyarınca yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararlar da temyiz edilemeyen kararlar kapsamına alınmıştır.
Ayrıca, aynı maddeye (g) bendi eklenmiş olup işbu hüküm ile, Kanun’un 353’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar için de temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir.
- Kanun’un ihtiyati tedbir kararını düzenleyen 391’inci maddesinin üçüncü fıkrası değiştirilmiş olup yeni düzenleme uyarınca, ihtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilecek ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilecektir. Ayrıca, yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf da kanun yoluna başvurabilecektir. Bu başvurular öncelikli olarak incelenecek ve kesin olarak karara bağlanacaktır.
- Kanun’un ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin 393’üncü maddesinin birinci fıkrasında süreye ilişkin bir düzenleme getirilmiş olup ihtiyati tedbir kararının uygulanması için, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde talep edilmesi zorunlu tutulmuştur.
- Kanun’un ihtiyati tedbir kararlarına karşı itirazı düzenleyen 394’üncü maddesinin ikinci fıkrasında eklenen cümle ile esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilebileceği düzenlenmiştir.
- Kanun’un ihtiyati tedbirin uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya aykırı davranan kimseler hakkında verilecek cezayı düzenleyen 398’inci maddesi tamamen değiştirilmiştir. Düzenlemeye göre;
İhtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyet edilmesi üzerine, altı aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılacaktır. Bu ceza kararını verebilmek için görevli ve yetkili mahkeme; esas hakkındaki dava henüz açılmamışsa, ihtiyati tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava açılmışsa, bu davanın görüldüğü mahkeme olarak belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrası uyarınca; şikâyetçi olunana, şikâyet dilekçesi ile birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilecektir. Ayrıca, davetiyede savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirilmesi ve duruşmaya gelinmediği takdirde yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar edilecektir.
Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca; mahkeme, duruşmaya gelen şikâyet olunana, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147’nci maddesinde belirtilen haklarını hatırlatarak savunmasını alacaktır.
Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca; mahkeme, dosyadaki delilleri değerlendirerek gerekli araştırmayı yapacak ve yargılama sonunda şikâyet olunanın ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymadığını veya tedbir kararına aykırı davrandığını tespit ederse birinci fıkra uyarınca disiplin hapsi ile cezalandırılmasına; aksi takdirde şikâyetin reddine karar verecektir.
Maddenin beşinci fıkrası uyarınca; taraflar, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde karara itiraz edebilecektir. İtirazı, o yerde hükmü veren mahkemenin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisinden sonra gelen daire; son numaralı daire için bir numaralı daire; o yerde hükmü veren mahkemenin tek dairesi bulunması hâlinde en yakın yerdeki aynı düzey ve sıfattaki mahkeme inceleyecektir.
Maddenin altıncı fıkrası uyarınca; itiraz merci bir hafta içerisinde kararını verecektir. Merci itirazı yerinde görür ise, işin esası hakkında karar verecektir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
Maddenin yedinci fıkrası uyarınca; Kanun’un 398’inci maddesi uyarınca verilen disiplin hapsi kararları kesinleşmeden infaz edilemez. Kesinleşen kararların infazı Cumhuriyet başsavcılığınca yapılacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrası uyarınca; tedbir kararına aykırı davranışın sona ermesi veya tedbir kararının gereğinin yerine getirilmesi ya da şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde, dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşecektir
Maddenin dokuzuncu fıkrası uyarınca ise zamanaşımı süresi belirlenmiş oluo disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemeyecektir.
- Kanun’un delil tespiti talebi ve karar hususunu düzenleyen 402’nci maddesine dördüncü fıkra eklenmiş olup getirilen düzenleme uyarınca; tespitin yapılmasından sonra, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunacaktır.
- Kanun’un hakem kararının şekli, içeriği ve saklanmasını düzenleyen 436’ıncı maddesinin üçüncü fıkrası değiştirilmiş olup yeni düzenleme uyarınca; hakem kararı; hakem, hakem kurulu başkanı veya ilgili tahkim kurumu tarafından taraflara bildirilecektir. Ayrıca kararın aslı dosya ile birlikte mahkemeye gönderilecek olup mahkemece saklanacaktır.
- Kanun’un hakem ücretini düzenleyen 440’ıncı maddesinin beşinci fıkrası değiştirilmiş olup hakem kararının düzeltilmesi, yorumlanması veya tamamlanması hallerinde kural olarak ek ücret talep edilmeyeceği ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği düzenlenmiştir.
- Kanun’un Geçici 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “454” ibaresi “444” şeklinde değiştirilerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun İade-i Muhakeme başlığını taşıyan bölümünde yer alan hükümler madde kapsamı dışında bırakılmıştır.

Bilgilerinize,
DEDEOĞLU & BALABAN HUKUK BÜROSU