29 Mayıs 2020
  • Yazar : Admin

Covid-19 Hastalığı Nedeniyle İşçinin Ölümü veya Engelli Hale Gelmesi

Koronavirüs salgınının ülkemiz genelini etkisi altına almaya başladığı günden beri, sigortalı çalışanların koronavirüs salgınına yakalanması halinde bu durumun “iş kazası” kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği tartışması ve bu doğrultuda işverenin sorumluluğu gündem maddesi olmuştur.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca iş kazası, “iş yerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen veya bedenen engelli hale getiren olay” olarak tanımlanmıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13’üncü maddesinde ise hangi durumların iş kazası kapsamında olduğu daha geniş kapsamlı olarak sayılmıştır. Madde hükümleri kapsamında iş kazasının, özellikle, iş yerinde veya yapılan işin niteliği gereği meydana gelmesi gerektiği belirtilmiştir. Diğer bir ifade ile, iş kazasına neden olan durum ile yapılan iş arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Maruz kalınan zarar, işçinin ifa etmekte olduğu iş nedeniyle meydana gelmemişse iş kazası kapsamında değerlendirilmemelidir.

T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 7 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanan 2020/12 sayılı Genelge ile işçinin koronavirüs salgınına maruz kalması, iş kazası kapsamından çıkarılmıştır. Bu Genelge ile, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 15. maddesinde yer alan hüküm vurgulanmış ve “COVID-19 virüsünün bulaşıcı bir hastalık olduğu dikkate alındığında, söz konusu salgına maruz kalan ve sağlık hizmet sunucularına müracaat eden sigortalılara hastalık kapsamında provizyon alınması gerekmektedir.” kararına varılmıştır. Sağlık provizyonu alınması, sağlık sigortası kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (“SGK”) sağlık yardımlarından yararlanacak kişinin, hastane/eczane gibi sağlık kurumlarına başvurması durumunda, başvuru nedeni kapsamında SGK sağlık yardımlarından yararlanabileceğinin sistem tarafından onaylanmasıdır. Dolayısıyla genelge ile getirilen düzenlemeye göre; koronavirüs salgınına maruz kalan sigortalılar, “hastalık” kapsamında değerlendirilecek, iş kazası statüsünden yararlanamayacak ve işverene karşı, zararın meydana gelmesinin ardından hemen tazminat davası açamayacaklardır.

Koronavirüs salgınına maruz kalan sigortalının, iş kazası statüsünden yararlanarak maddi ve manevi tazminat talepli dava açabilmesi için öncelikle, yapılan iş ile maruz kalınan hastalık arasında uygun nedensellik bağı olduğunu tespit davası ile ispatlaması gerekecektir. Zira tespit davasının reddedilmesi halinde, maruz kalınan hastalığın yapılan iş nedeniyle meydana gelmediği sonucu doğacağı için işçinin, iş kazası nedeniyle tazminat davası açma hakkı bulunmayacaktır.

İş kazalarının meydana gelme riskini en aza indirebilmek için, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku uyarınca işverenin bazı yükümlülükleri ve bu yükümlülüklere bağlı olarak alması gereken aksiyonlar bulunmaktadır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesine göre; işveren, çalışanlarına yönelik olarak iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almakla yükümlüdür. Bunlar; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi, risk değerlendirmesi yapılması vb. olmak üzere söz konusu madde hükmünde sıralanmıştır.

İşçiyi gözetme borcu kapsamında işverenin, resmi makamlar tarafından alınan tedbirler çerçevesinde hareket ederek iş yerinde ve işin görüldüğü her yerde, çalışanının sağlığını ve güvenliğini korumak için uygun tedbirleri alması gerekmektedir. Resmi makamlarca yapılan uyarılar ve alınan tedbirlere rağmen, zaruretten veya başka sebeplerden dolayı çalışmaya devam edilmesi durumunda, çalışanların iş yeri içerisinde veya işin yapılması esnasında koronavirüs salgınına maruz kalmaları mümkün olabilir. Çalışanın işbu mağduriyet hali, işveren tarafından çalışanların sağlığının korunmasına yönelik gerekli önlemlerin alınmaması veya çalışanlara durumun hassasiyeti konusunda bilgilendirme yapılmaması nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi, işe gelip giderken kullanılan toplu taşımalar veya kalabalık bir iş yerinde çalışılıyor olunması gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir.

Koronavirüs salgının niteliği ve özellikleri gereği bu durumun doğrudan iş kazası sayılıp sayılmayacağı, iş verenin sorumluluğuna gidilip gidilmeyeceği hakkında net bir şey söylemek mümkün değildir. Tamamen somut olayın özelliğine göre değişkenlik gösterecek bir konudur. Virüsün işin yürütülmesi sırasında bulaştığının kesin ve objektif verilerle ortaya konulamadığı hallerde, bu durumun iş kazası olarak değerlendirilmesi hakkaniyete uygun olmayacaktır.

Hastalığın iş yerinden bulaştığı ortaya çıkarsa ve böyle bir durumda işverenin hiçbir önlem almamış olması da ispat edilirse bu durumda işverenin sorumluluğuna gidilecektir.

Sık sık gündemde olan Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2018/5018 E. 2019/2931 K. ve 15.04.2019 tarihli kararına da açıklık getirmek isteriz. Kararda, ifa etmekte olduğu iş sebebiyle yurt dışında bulunduğu sırada virüse (domuz gribi) yakalanan bir çalışanın ülkesine döndükten sonra ölmesini, uygun nedensellik bağının varlığı nedeniyle iş kazası kapsamında değerlendirmiştir. Ancak bu dava işverene karşı değil, Sosyal Güvenlik Kurumu’na karşı açılmış bir iş kazası tespit davasıdır. Bu kararda, yapılan iş ile meydana gelen iş kazası arasında uygun nedensellik bağının varlığına öncelik verilmiş olup, maruz kalınan zararın direkt olarak yapılan işin tanımı nedeniyle ortaya çıkması aranmamıştır. Dolayısıyla işverenin, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku’ndan kaynaklanan yükümlülüklerini göz ardı ederek çalışanlarına ilişkin gerekli sağlık ve güvenlik tedbirlerini almaması halinde çalışanlarının koronavirüs salgınına maruz kalması arasında nedensellik bağının varlığı ile iş kazası statüsü kazandıracaktır.

Sonuç olarak; bu salgın kapsamında konuyu ele alacak olursak, işverenler gözetim ve denetim yükümlülüklerini gerek uzmanlar gerekse hekimler aracılığıyla yerine getirmelidirler. İlgili Bakanlıklar ve Kurumların öneri ve talimatlarına uygun düzen oluşturmaları ve değişiklikler halinde kendi operasyonlarını da buna göre güncellemeleri gerekmektedir. Çalışanların eğitimine özen göstererek, takibini sağlamaları hem çalışanlar hem de misafirlerin sağlığı açısından önemlidir ve tüm bu tedbirlerin ispat edilebilir bir şekilde yapılmasının olası davalarda lehe değerlendirilebileceğini tekrar hatırlatmak isteriz.

Söz konusu görüşlerimiz ile ilgili bir sorunuz olursa bizlerle her zaman iletişime geçebilirsiniz.
Av. Havva Balaban - Av. Mirkan Dedeoğlu